”Hey gidi koca dünya! Gam yükümsün…” Bir türkü böyle başlar ve aslında hepimizin içindeki o kadim sızıyı tetikler. Sahi, ne ara bu hale geldik?
Bu geçici dünyaya haddinden fazla değer verip, kalıcı olan huzuru el birliğiyle mi çöpe attık?
Bugün gelin; kötülüğün neden bu kadar “pırıltılı” göründüğünü, iyilerin neden hep bir kenarda unutulduğunu ve o çok konuşulan “cehennemin” aslında nerede başladığını konuşalım.
Değer Algımızdaki Büyük Kayma
Dünyaya çok değer verdik; hem de çok… Ama mesele dünyayı sevmek değil, onu bir “son durak” sanmaktı. Eskiler dünyayı bir kervansaraya benzetirdi. Hanın avizesine aşık olup onu yanına almaya kalkan yolcunun gülünçlüğünü bilirlerdi.
Biz ise emanet olanı mülk edindik. Arabamız, makamımız, sosyal medyadaki takipçi sayımız kadar “değerli” olduğumuza inandırıldık. Oysa maddeye verilen her fazla değer, ruhumuzdan koparılan bir parçadır. Bu “gam yükü”, aslında sırtımıza vurduğumuz o gereksiz dünyalık hırsların ağırlığından başka bir şey değil.
Kötülerin Vitrini Neden Hep Kalabalık?
En çok canımızı yakan da bu: Kötü insanlar neden hep el üstünde tutuluyor? Neden dürüstlük “enayilik” gibi algılanır oldu?
Burada bir illüzyon var. Kötülük doğası gereği gürültülüdür. Dikkat çekmek, ezmek ve hükmetmek zorundadır. İyilik ise sessizdir; bir nehir gibi derinden ve gösterişsiz akar ve gider!
İnsanların çoğu, kötüye “değer” verdiği için değil; ya ondan bir çıkarı olduğu için ya da gazabından korktuğu için yanında saf tutar. Bu gerçek bir saygı değil, korkak bir biattır. İyiler belki ikinci planda kalır ama unutmayın: Sahne ışıkları aktörün üzerindedir, oyunun ruhu ise kuliste saklıdır.
Cehennem Sadece Ötede mi, Yoksa Tam Burada mı?
Hepimiz adaletin bir gün tecelli etmesini, kötülerin bu dünyada da gününü görmesini istiyoruz. Aslında biraz yakından bakarsak, o cehennemin çoktan başladığını görürüz.
Dostoyevski’nin dediği gibi; “Cehennem, insanın sevme yeteneğini yitirmesidir.” Bir kötünün iç dünyasını hayal edin: Hiç bitmeyen bir açlık, kimseye güvenememenin verdiği o tekinsiz yalnızlık ve her an “kaybetme” korkusu… Kötü insan, nereye giderse gitsin kendi odununu sırtında taşır. O pırıltılı hayatların arkasında, vicdanın o kısık ama kulak tırmalayan sesi hiç susmaz. İyilik bir huzur uykusuyken, kötülük bitmek bilmeyen bir uykusuzluktur.
Sonuç Olarak…
Dünya belki bir gam yüküdür, evet. Ama bu yükü hafifletecek olan tek şey; hırsa kapılmayan bir kalp ve tüm haksızlıklara rağmen “iyi kalma” inadı ve sevmek! Kötüler bu dünyanın sahibi gibi görünebilirler, ama iyiler bu dünyanın anlamıdır.
Siz ne dersiniz? Bu “gam yükü” dünyada, heybemizde paradan ve makamdan başka ne bırakacağız?
Herşeye rağmen herkese rağmen sevmek! karşılıksız sevmek!

Yorum bırakın