Herkesin kafası farklı çalışır azizim; kimisinin görsel hafızası iyidir, bir gördüğünü ölünceye kadar unutmaz. Kimisi sözel hafızaya sahiptir; aklında şiirler, şarkılar ve hikâyeler tutar. Kimisi de sayısal zekânın “kurbanı” olmuştur; her olayı matematikle, istatistikle çarpar, böler, toplar ve öylece bir sonuca varır.
Sayısal zekâ sahibi, kullandığı matematiğe çok güvenir ve onu asla sorgulama gereği duymaz. Çünkü ona göre matematikte sonuç kesindir, ispatı mümkündür. Ama hayata baktığınızda işlerin pek de öyle yürümediğini açıkça görebilirsiniz. Örneğin; helal 5 liranın, haram 10 liradan çok daha “fazla” ve bereketli olduğunu anlamak için matematik formülleri yetmez; bunu ancak zaman ve derin bir gözlem öğretebilir.
Asıl sorgulamak istediğimiz durum ise şudur: Aşkın, sevginin ve muhabbetin bir matematiği var mıdır? Aşk dediğin; 2 x 2’nin bazen 4 etmediği, bazen 10’a ulaştığı, bazen de koca bir sıfırda kaldığı o eşsiz denklem değil midir? Bir sevenin, sevdiğini sadece bir kez görebilmek uğruna saatlerce soğukta beklemesini hangi formülle açıklayabiliriz? Papatya yapraklarını bile “seviyor-sevmiyor” diye kurban eder aşk; ama bugüne dek kopardığı yaprakları sayan bir âşık görülmüş müdür?
Peki ya sevdiğine zarar gelmesin diye elinin tersiyle her şeyi kenara iten, onun kılına halel gelmesin diye ondan bile uzak durmayı seçen o Mecnun’a ne demeli? Üstelik sevdiğinin tüm bunlardan haberi bile yokken… Siz bu durumu “düz mantıkla” nasıl izah edebilirsiniz? Hangi sayısal kuram veya istatistiksel veri, onun hayatını “normale” döndürmesi gerektiğini kanıtlayabilir? Olmaz azizim, olmaz… Aşk, sevgi ve muhabbet matematik kaldırmaz; sayıların dili bu hesabı çözmeye yetmez.
Mecnun, Leyla’sına giden o aşılmaz dağları mühendislik hesaplarıyla değil, gönlünden taşan o hesapsız aşkla delmedi mi?
Gönül, rakamların soğukluğuna sığmayacak kadar geniştir. Matematik bize mesafeleri kilometreyle ölçmeyi öğretir ama özlemin kaç fersah olduğunu söyleyemez. İstatistik bize bir insanın hata yapma olasılığını verir ama bir hatanın bin sevdaya nasıl feda edildiğini açıklayamaz. Nihayetinde hayatın en sağlam “sağlaması” kâğıt üzerinde değil, vicdanda ve kalpte yapılır. Sayıların bittiği yerde insan başlar; hesabın bittiği yerde ise sadakat ve vefa…
Bu yüzden azizim, bırakalım rakamlar dünyayı döndürsün; biz kalbiyle tartanların o sonsuz ve güzel insanların dünyasında kalalım.

Yorum bırakın